İçtenlikle okumaya çalışsam da, ne kadar gayret göstersem de her denememde yarısına gelmeden uyuya kaldım. Reklam yazarı yazdığını okutmalı derler, yalanmış.
random house'un sözlüğünde bakınız plagiarism yani intihal nasıl açıklanmış:
"use or close imitation of the language and thoughts of another author and the representation of them as one's own original work."
yanisi:
birinin eserini alıp kendi orijinal eseriymiş gibi sunmak. (tdk ise direkt "aşırma" diyor intihal için, bakın ne acımasız)
diğer taraftan da daha önceden yapılmış/yazılmış/çizilmiş ve başarısını kanıtlamış/kanıtlamamış herhangi bir şeyi yeniden kullanıp, bu duruma "giving the credits" diye ecnebilerin açıkladığı,
bizimse referans göstermek diye bahsedebileceğimiz bir mefhum var.
yanisi:
daha önceden oluşturulmuş bir eseri alıp daha iyiye götürmek bir suç değil!
sevindiniz sanırım.
ama gelin görün ki bu eseri nereden alıp nereye taşıdığınız ne kadar önemliyse, o ilk eseri o hale getiren orijinal kimliğe de saygı göstermek durumundasınız.
bu demek değil ki, örneğin, birinin söylediği bir sözü her cümle içinde kullandığınızda o kişiyi saygıyla anmak durumundasınız (bu kadar detaylı açıklamalar yapıyorum ki, salyalar saçarak cevap vermeye gelmiş arkadaşlar bir soluklansın o geçen zamanda, bir yudum alsınlar çaylarından, iyice idrak etsinler). ben şimdi bana kazık atmış birine "sen de mi brütüs?" diye serzenişte bulunduğumda ardından "bilirsin sezar da böyle demiş" diye tabi ki eklemem. niye? zaten bilinir bu lafın kime ait olduğu. ve ben, bana kalkıp da biri dese ki "oo sezardan intihal yaptın hocam", ona ancak boş gözlerle bakarım. neden? çünkü zaten kabul ederim bu lafı ilk edenin ben olmadığımı ve en kötü ihtimalle bunu karşımdakine söyler, anlamasını beklerim. yeri geldiğinde kullandığımı da açıklarım. zira kelimelerin nasıl oluştuğuna bakarsanız aynı şeyi orada da göreceksiniz. insanlar kelimeleri neden türetmiş bilir misiniz? iletişimi kolaylaştırmak için. yani her seferinde "kare bir tahta üzerinden sarkan 4 ayakla denge bulan cisimin üzerindeki ağaçtan oyulmuş ve içine silindir kurşun iliştirilmiş yazmaya yarayan nesne" demek yerine "masanın üzerindeki kurşun kalem" demişler. böylece zamandan tasarruf olmuş. her seferinde o kelimeyi ilk bulana referans gösterilmemiş.
ancak her eser için böyle bir durum ne yazık ki söz konusu olamıyor.
reklamcılığı ele alın örneğin. birçok kişi canı sıkıldıkça archive dergilerini karıştırırken karşılaştıkları güzel bir ilan olduğunda hop! bir güzel kendi kampanyasına devşiriyor. sonra bunun adı tabi ki "esinlenme" oluyor.
sanat eserleri de ne çekiyorsa "esinlenme"den çekiyor. çünkü bu tür fikirler yasayla korunamayacak kadar oynak.
var olan iki siteye baktığınızda ise aralarındaki benzerliği yadsımak komik olur.
en başta gelen eleştiriye beyoglu.in sitesinin tasarım sorumlularından biri çıkıp "evet arkadaşım biz de haberdarız o siteden. ve o sitenin tasarımını beğendik, beyoglu.in'in konseptine cuk oturacağını düşündük ve oturdu da bizce. budur." demiş olsaydı "site sorunluları" gelip bunca sayfa saçma sapan beyanatlarda bulunmaz, her iki kelimeden birinde "ezik" sözcüğünü kullanmaz ya da eleştiride bulunanların kişiliklerine saldıran cümleler kurmazdı. zira her eleştiride bulunan kişiye "nalakası var yeaaa! eziksin olum işte ezik eeezik" gibi konunun özüyle bir alakası olmayan ve konuya hizmet etmeyen cümleler niyeyse bende "mahalleden 3-5 arkadaş toplayıp dövmeye gidelim" hissiyatı uyandırdı. ona da bir sözüm yok, keşke daha mantıklı açıklamalar gelseymiş de bari işe yarasaymış, kuru kalabalık olmaktan çıksaymış durum. daha yüksek bir zeka seviyesine işaret etseymiş.
keza, baba parası yiyerek ya da tırnaklarıyla toprakları sürerek, nasıl olursa olsun başarıya ulaşmak elbette ki güzeldir, takdir edilir. lakin bunun tartışılan konuyla herhangi bir alakası yok. orada bir sorunumuz var.
diğer taraftan ilk eleştiride bulunan kişinin seceresini bulacak kadar araştırmacı ruhlara önerim, bu araştırmacı ruhu kendilerini yetiştirmekte kullanmalarıdır. böylece herhangi bir eseri eleştiren insanlara çokça yapıştırılan "bok at izi kalsın diyosun işte hıh!" tavrından kurulabilirler. atilla dorsay eleştirdiği her filmin yandaşlarından böyle bir yorum alsaydı mesela, bu size komik gelmez miydi? o halde şu alıntı hepimize hediye gelsin:
"fark göremiyorum, ya sen?"
Arkadaşlar "emeğe saygı" gayet açık iki kelime. Burada bir tasarım örneği alınmış ve Beyoğlu'ndaki etkinliklere uyarlanmış, basit ve kullanımı kolay bir model üstünden geliştirilmiş ve ortaya kanımca başarılı bir iş çıkmış. Kurucusu da çıkmış burada röportaj vermiş. Üstünde çalışılmış, uğraşılmış, "up to date" , yaşayan, gelişen bir site beyogluin.com, kullanıyorum iphone'dan ve netten, çok da işime yarıyor. Dediğim gibi pislik atan olması pozitiftir, alaylısı okullusu, farketmez. Aaa, ama tebrik edersin, eleştirirsin, şöyle olsa, böyle olsa daha da güzel olmaz mı dersin, o güzeldir, güzel adamdan çıkar. Sevim'e dönecek olursak; pantalondan fırlayan tesadüf gibi, bir halta yaramayan "bu sitede fazla esinlenilmiş bir yerlerden wink wink, zınk zınk, di mi, di mi??" gibi iğneleyici bir yorum kimsenin işine yaramayacağı gibi "bak ben biliyorum" ukalalığına örnek olmaktan öteye gitmez. Sadece yaralamak, pislik atmak için yapılmış olduğu çok belli. Yoksa yoruma, eleştiriye kapalı olmak insanın olduğu yerde saymasına sebeptir, yorum yapan herkes candır, kandır.
Burak Büyükdemir Bütün hayatı nerdeyse okul sıralarında, üniversite koridorlarında
geçer. Bir sürü tez hazırlar, profesyonel hayatta bir çok şirkette
çalışır. Hatta bu arada radyoya televizyona programlar yapar, dergi
gazeteler de yazı felan da yazar. Bir de kümesteki kartalları anlatan
bir kitap döktürür. En son olarak National Geographic seyrederken
Goril'lerden etkilenir Goril AŞ yi kurar, bu ormanı tohumlayalım yeni
ağaçlar çıksın der etohum.com'u açar. ITU de yuksek lisans
öğrencilerine her sene yarı zamanlı acı çektirir. Aslı Büyükdemir'le
evlidir. burakbuyukdemir.com'da günlük takılır.